“Cerrahide yaptığımı fotoğrafta da yaptım”

Admin

| 13.04.2013 |

“Cerrahide yaptığımı fotoğrafta da yaptım”

Ortopedinin önde gelen isimlerinden Prof. Dr. Işık Akgün, ilk fotoğraf sergisi “Doku”yu açıyor. Akgün kök hücre çalışmasıyla da dünyada bir ilke imza atacak...


FİLİZ AYGÜNDÜZ / filiz.aygunduz@milliyet.com.tr

Bir gün bir sergiye vesile olacağım aklıma bile gelmezdi. Ama oldu. Ortopedinin, ünü dünyaya yayılmış cerrahlarından Prof. Dr. Işık Akgün’ün muayenehanesinde, Akgün’ün Ara Güler’le çekilmiş bir fotoğrafını görmemle başladı her şey. Bu röportajın ilk sorusu o gün soruldu aslında: “Fotoğraf mı çekiyorsunuz?” Evet yanıtını takiben yüzlerce fotoğrafına baktım Akgün’ün. Sözü olan, bugüne dek gördüklerime benzemeyen, çoğu insanın nefesini kesen fotoğraflardı bunlar. İkinci soru geldi ardından: “Niye sergi açmıyorsunuz?” Bugüne dek sorduğum en işlevsel sorulardan biri oldu bu; zira Akgün’ün 30 yıldır beklettiği serginin fitilini ateşledi.
17 Nisan’da Nişantaşı Mac Art Galeri’de açılıyor Prof. Dr. Işık Akgün’ün “Doku” adlı sergisi. Çalıştığı hastanedekilerin deyişiyle ‘Doktor Karizma’, mesleğindeki başarısını bu kez sanata taşıyor.       

 İlk fotoğraf makinesini ne oldu da elinize aldınız?

Daha çocuktum, ortaokul yıllarında... Etrafa insanlardan daha farklı baktığımı ve farklı şeyler gördüğümü fark ettim... Neden bunların fotoğraflarını çekmiyorum ve hatıra olarak almıyorum dedim sonra.  Babamın Leica fotoğraf makinesi vardı. Sert, kalın, inanılmaz bir şey. Bir süre onunla çektim fotoğraflarımı. Sonra dedim ki fotoğraf makinesi alayım ben... Derken 1984’te ilk defa yurt dışına çıktım. O zaman yaklaşık 10 küsur rulo film çektim. İşteFransaİtalya, bütün o sahil kasabaları... Asıl fotoğrafa ilgi o zaman başladı bende.

“Dar alana bakıp bütün vücudu yakaladım”

Cerrahinin de etkisi var mı bu sözünü ettiğiniz bakışta?

Çok hem de. Ameliyatlarda herkes cerrahtır ama bazı kişiler ‘farklı’ cerrahtır. Bu tamamen ameliyat esnasında sizin o ameliyata yaklaşımınız, o hastaya yapacağınız müdahaledeki farklılıklardır. Herkes aynı ameliyatı yapar, siz belli bir trikle farklı yaparsınız. Farklı bir şey görürsünüz. Ben öyle yaptım cerrahide. Dar alana bakıp bütün vücudu yakaladım. Nasıl faydalı olabilirim o kişiye diye, o ameliyatta.  Fotoğrafta da aynı şeyi yapıyorum. Mesela beni çok eleştirirler, “Sen ne biçim fotoğraf çekiyorsun, böyle çek”  filan diye. Ben öyle çekemiyorum fotoğrafı. Siz öyle bakarken, ben de böyle bakıyorum. Sonra hiçbir fotoğrafı silmemeye başladım. Ne kadar kötü fotoğraf olursa olsun,
ne kadar bulanık olursa olsun...

 O niye?

Onu öyle çektiğiniz zaman, başta kötü görebiliyorsunuz. Ama sonradan incelediğinizde başka bir nokta yakalıyorsunuz o fotoğrafta. Ben öyle çok fotoğraf yakaladım. Ve o fotoğrafların farklı olduğunu, hepsinin önüne geçtiğini gördüm. Bu sergide bile gördüm. Mesela Ara Güler bir gün fotoğraflarıma bakarken, bir fotoğrafı beğendi. Oysa ben o fotoğrafı yanlışlıkla koymuştum.  

 Ara Güler fotoğraflarınızı gördü mü?

Bu sergidekileri değil ama çektiğim fotoğrafların 50-60 tanesini gördü. Bir iki tanesini beğendi. Çok fotoğraf çekersiniz ama içinden ancak bir-iki iyi fotoğraf çıkar. Ara Bey’in de binlerce fotoğrafı içinden çok az sayıdakini çok beğendiğini öğrendim

 Ne çekiyordunuz başlangıçta?

Ev ve ağaç çekmeye başladım. Sonra hayvanları çektim. Botswana’da özel safarilere gittim, Chobe Nehri’nde iki gün tekneyle sırf hayvan kovaladım, fotoğraf çektim, kuşları çektim.

“Sevginin farklı bir boyutunu gördüm”

Fotoğrafçılar için özel olarak düzenlenmiş alanları mı kullanıyorsunuz?

Yok, yok. Ben istediğim yere gidiyorum, orada bir rehber ayarlıyorum. Yürüyorum, tırmanıyorum... O anda gördüğüm ve hoşuma gideni çekiyorum.

 Sergi için niye bu kadar beklediniz?

Sırf saydam çekiyordum. Binlerce saydam var şu anda evde. Sonra bunları sergilemek istedim, fakat onu organize edemedim. O zamanlar fotoğraf makinesinin kalitesi, yapılan saydamların tab ediliş şekli filan o kadar kötüymüş ki... Bir yerden sonra hevesim kırıldı. Olmayacak bu saydamlarla diye. Beni tekrar heveslendiren Cem Boyner’in üç-dört sene evvel  açtığı saydam sergisi oldu. O zaman tekrar heveslendim.  

 Serginin konsepti de, adı da ‘doku’. Buna nasıl karar verdiniz?

Bir tema arıyorduk. Sonra doku aklımıza geldi. Tıpta, cerrahide dokuyla uğraşıyorsunuz. O dokuların bir özelliği var, onlar bir yapıyı oluşturuyor. Fotoğrafta da noktalar var; onlar da doku oluşturuyor.  Çektiğiniz fotoğrafların hepsinde bir doku var. Objenin bir dokusu var. Dolayısıyla doku olsun dedik.

 Bu serginin vermesini istediğiniz özel bir mesaj var mı?

İnsanların sadece meslekleriyle değil, farklı şeylerle de uğraşmalarının önemli olduğunu düşünüyorum; yaşları ilerledikçe hayata daha fazla bağlanabilecekleri,  zevk alacakları şeyleri yapabilmelerinin... Bir de her şeye vakit olduğunu öğrendim. Gerçekten ben hep şikayet ederdim, vaktim yok diye. Ama varmış. Bu iki mesaj var. Bir de, ben insanları çok severim, o yüzden başarılıyım belki de. Fotoğrafçılıkta da sevginin farklı bir boyutunu gördüm. Objelere olan yakınlaşma, tabiata olan yakınlaşma, ülkelere olan yakınlaşma... Daha platonik, daha sizi öbür taraftan ayıran, kimseye sorumlu hissettirmeyen, üzülmeyeceğiniz
bir iletişim. Bu üç mesajı vermek istedim.

“Kök hücrede ilk yayın Türkiye’den”

Hangi aşamada kök hücre çalışması?

Şu an kök hücre çalışması bitti. Yayın hazırlanıyor. Yayından sonra iş resmileşiyor. İnsanlara artık “bunları yapabilirsiniz” onayı çıkıyor.

 Bu ameliyatları zaten yapıyordunuz...

Bakanlık izniyle yapıyordum. Ayrıca yaptığım başka kök hücre ameliyatları var, onlar zaten yapılıyor. Onları da Türkiye’de ilk ben denedim.

 Peki bu yayınlanacak olan ne tam olarak?

Bir biyopsi alıyorum dizin içindeki bir dokudan ve bunu laboratuvara gönderiyorum. Bu laboratuvarda otuz-kırk milyon kök hücre üretiyorum, kıkırdak yapmak üzere üretiliyor o kök hücreler. Bir tek başka madde yok, hepsi hücre. Sonra bunları kıkırdağın olmadığı yere yapıştırıyorum. Orada bu hücreler yeni kıkırdak yapıyor. Ya da sıvı ortamda enjeksiyonla veriyorum ekleme. Gene onlar gidip orada kıkırdak yapımını sağlıyor. Bu şu anda dünyada ancak bakanlıkların izniyle yapılabilecek bir şey ve Amerika’da, İngiltere’de, İtalya’da ve Japonya’da çalışıyorlar şu anda. Ama ilk bitiren ben oldum. Dünyada ilk yayın Türkiye’den yapılacak.

“Kurs açıp fotoğrafçılıkla ilgili burslar vereceğiz”

Fotoğraf ve Eğitim Vakfı’nı devraldınız. Neler yapmayı planlıyorsunuz?

Senede 3 veya 4 sayı çıkaracağımız bir dergi projemiz var. Sonra fotoğraf kursları yapıp, gerekirse bir ajansla çalışıp kursiyerlere eğitim, burslar vermeyi düşünüyoruz.

 Zor bir işe soyunmuşsunuz..

Bir iş yapacaksam onun en iyisini yapmak isterim. Talebelerime de ilk dersimde aynı şeyi söylerim. Farklılık yaratmalısınız, geniş açı bakmanız lazım. Hep geniş bakarım. Sonra dar alana geçerim. Kıkırdak cerrahisine girdim, kök hücreyi görünce bu konuda çalışmalara başladım.

13.Nisan.2013 Milliyet/Cumartesi Eki